30 Nisan 2017 Pazar

Bir nefes bir yaşam


Yaşamak nefes almaktır.Nefes aldığım yer doğadır ,ormandır,çiçeklerin arasıdır. İlkbahar yeniden doğuş demektir. Otların arasından fışkıran bir çiçek. Duvarın kenarında büyüyen aslanağzı.Tohumun düştüğü yer yaşamak için bir ortamdır. Neresi olduğu  hiç önemli değil. Umuttur, kaybolmuş hüznün yeşerdiği yerdir. Nazlı nazlı süzülen gelinciktir. Sevgilinin busesidir. Her şeyin bittiğini zannettiğin an haykırmadır
Doğanın uyanışını Burhaniye 'de yaşadım. Sevgili arkadaşım ,dosttum, kardeşim Emine'nin davetini iyi ki çevirmemişim. Sevgili Nihan ile beraber doğayı fotoğraflamamız benim için mutluluğun en güzeli. Akşam yürüyüşleri , ormanın mis gibi havası ayrı bir keyifti.Yazlıkçıların tek tük kapılarını açtığı bir yer  Yaz günlerini düşünerek geçen zamanlar. Çekirdek çitleme. Mis gibi çay ve sonsuz doğa...

















20 Nisan 2017 Perşembe

Lale Zamanı

                             

 Lale zamanı ,lalenin  ömrü kısadır.  O kadar önemli ve güzeldir ki bir döneme adını vermiştir. Çiçekler açtıktan sonra bir hafta içinde ömrü biter. Çiçekler elle tek tek koparılır .Kalan çiçeklerin soğanları üç ay sonra toplanıp gidilecek yere gönderilmek üzere hazırlanır.
        Hep bana güzel yenilen yemeğin ardındakileri hatırlatır .Yemek için alışveriş ;sebzelerin ayıklanması , etin üretimden sofraya gelmesi, buğdaydan ekmek yapımı.Yemek emek harcanarak yapılır Ardından sofraya kısa süre içinde biter .Ya da bir konser salonunda dinlediğimiz bir parçanın çalınması. Tiyatro eserinin sahneye konması. Okuduğumuz şiir. Bir roman öykü. El emeği bir hırka ...örnekler çoğaltılır. Mutluluğu kısadır. Ama bu öyle bir görsel şölendir ki baktıkça bakasın gelir. Emeği çoktur. Geçen yıl lale zamanını kaçırmıştım. Bu yıl fotoğraf tutkunu arkadaşların Konya lale çekimine ben de katıldım. Bayıldım. Müthişti. Söyleyecek söz bulmakta zorlanıyorum. Renklerin harmonisi ya kokunun güzelliği. 
           Bir de lale ile ilgili söylence ;Bunların en ünlüsü ve özellikle doğu edebiyatında en sık kullanılanı Pers mitolojisindeki lalenin kökeni söylencesidir.  Lale  yaprağın üstündeki bir çiğ tanesine yıldırım düşmüş, böylece çiğ tanesi ve yaprak alev almıştır. Daha sonra donarlar ve lale meydana gelir. Bu hikâyeden yola çıkarak, lale çiçeğinin ortasındaki koyuluğun bu yanma işleminin sonucu olduğuna inanılırdı.
Konya gezimiz sabah hızlı trenle başladı. İki saatlik yolculuktan sonra bizi bekleyen aracımıza bindik. Konya merkezinden çıkıp Karatay'ı geçtikten sonra  bozkırda alabildiğine yol aldık. Buğday tarlalarının yeşilliğinin dışında bozkırın don rengi içinde lale tarlalarını aradık.Artık umudumuzu kesmiştik ki lale tarlası göründü. Fotoğraf tutkunları arkadaşlarla beraber çekim yapmak üzere tarlanın girişine yayıldık. O ne renk cümbüşü . Kırmızılar, sarılar ,morlar, beyazlar, turuncular. sanki gök kuşağı gökyüzünden yeryüzüne düşmüştü. Etrafa en güzel doğal bir parfüm olan lale kokusu sarmıştı. Kokuyu içime çektim. görüntüyü fotoğraf  makinasından ruhuma kaydettim.


                              
                            





   







16 Nisan 2017 Pazar

Bu hayatla nasıl baş ediyorum.

 * Çocuklar gibi mutlu oluyorum.






                                                                Bu fotoğrafı torunum seçti.


Bu fotoğraf benim tercihim
*Küçük şeyler mutlu ediyor. Örneğin doğanın uyanması .Ağacın yaprağı,ağacın çiçeğe dönmesi.
Doğaya çıkıp yürüyüş yapıyorum.
*Empati yapıyorum.
* İnsanları anlamaya çalışıyorum.
*Hoş görülü olmak istiyorum.
*İnsanı bulunduğu çevre, yetişme koşulları farklı kişilik özelliği açısından değerlendirmeye çalışıyorum.
*Aldığı eğitimi yaşamına uyarlamasına bakıyorum.
*Tek bir şey biliyorum.Benim bilgi bir başkasının yanında hiçtir.
* Büyüklük kompleksine girmiyorum.
*Bir başkası benim gibi düşünmeyebilir.
*Farklı düşünen varsa sen de haklısın deyip yola devam ediyorum.
* İletişim kurmakta zorlandığım durumda aslında anlatmak istediğimizin farklı olduğunu anlıyorum.
*Altı ay giymediğim giysiyi  vermeye çalışıyorum .Yaza ve kışa girerken ayıklama yapıyorum. *Çocuklar gibi yeni aldığımı kullanıyorum.
*Acılar , ölüm, yalnızlık elimden geldiğince baş etmeye çalışıyorum.Yalnızlığımın ilacı doğa ,dostlar,zevk alarak yaptığım ;çiçeklerim,kitaplarım, öykülerim.Bir de fotoğraf çekmek.
*Gezmeye çalışıyorum. yeni bir yer görmek beni mutlu ediyor.
*Gezme ile ilgili davetleri kaçırmıyorum.
*Bir sorun çıktığında aklıma, aklı güzel arkadaşların önerisine bakıyorum.
 * Ailemle bir arada olamak beni mutlu ediyor.
Bu liste uzayabilir. peki hiç mi kırılmıyorum. Hep mutlu muyum? hayır.Filim izlerken ağlıyorum. Küçük şeylere teşekkür ediyorum. Sıramı bekliyorum.

15 Nisan 2017 Cumartesi

Yaşamın yeni dönemi


Sabah kahvaltı ederken amerikan servisinin kenarlarının eskimeye başladığını gördüm Yedi sekiz yıldır kullanıyorum. Eskimesine üzüldüm. Çok seviyordum. Tahtadan yapılma kenarları biye ile çevrilmiş temizlemesi kolay. Kenar biyeleri eskimiş .Bazı eşyalar çabuk eskir bazıları ise eskimez eskise de bazen kullanmaya devam ederiz.
Annem babam, eşimin annesi yakın zamanda ölen Necmiye Teyze insan sonsuzluğa giderken eşyaları kalır. Giysilerinden yelek bir atkı bir yemeni, şapkası  ya da evindeki oturduğu koltuğu halısı. Eskise bile onun kullandığıdır.
 Necmiye Yenge'nin becerikliliği, babamın çalışkanlığı , annemin yaşam enerjisi. Kayın validemin güzel yemek yapması ,akıllı olması .
İnsanlar sonsuzluğa giderken geride anılar ve eşyaları kalır. Eşyaları kullanırken çok değerlidir. Ancak ölümden sonra bazen anlamını yitirir. Ya  eskicinin elinde kalır. Onun  verdiği üç beş kuruş... Ah derim eşya halan hayatta ama insanlar göçüp gitmiş sonsuzluğa  . Eşyalar içinde birileri varken anlamlı . Yada birinin evini süsler.
Aslında insanın yaş almasından söz edecektim. Ellerime baktığımda buruşuk. Yüzümde çizgiler,dizimdeki ağrı, çabuk yorulmam. Yavaş yavaş değişiyoruz. İstesek te istemesek te.  Ama ruh neler istemiyor ki .Gençliğin enerjisini, orta yaşın deneyimlerini  Bedenin değişimini nasıl yavaşlatabiliriz?  Baharı yaşamak istiyor. Doğanın uyanması onu heyecanlandırıyor .Ağrıyan dizini ovalarken geç kalmadım diyor. "Yaşamı ucundan yakaladım değil mi?" Bazen mutlu, bazen yorgun. Değişime karşı çıkmaya çalışıyor. Geçen zamanı düşünürken "Niye bedenimi hoyratça kullandım "diyor .  "Kıymetini bilemedim gençliğimin. Bana hep çok uzak diye düşündüm yaşlılığı. Oysa nasıl da hızlı geçmiş . Annelerimizin yaşlarına gelmek o kadar uzakta değilmiş. Geçen zamanları çok hızlı .Bazı anılar dün gibi bazıları uzak ve silik. Radyodaki parça bizi bazen güzel günlere götürür bazen heyecanlandırır bazen hüzünlendirir.
Her yaşın ayrı bir güzelliği var. Keşke yaşamın sonbaharı  ilkbaharı olsa.Bu yazıyı yazarken içimi hüzün bastı.
İster yaşamın  ilkbaharı olsun.İsterse son baharı  Her şeye rağmen inadına yaşamak.

12 Nisan 2017 Çarşamba

Çocuk gözüyle Koç Müzesi


Okulu tatiline girince oyuncak müzesine götüreceğime sevgili torunum Ege'ye söz vermiştim.Bu hafta okulu bahar tatiline girdi. Heyecanla telefonda sordu. "Dinazor var mı?"  Oyuncak müzesinde dinozor olmadığını öğrenince biraz hayal kırıklığına uğradı. Müze yetkilileri treni çalıştırmasına izin verince tüm enerjisi yerine geldi. Müzeyi gezerken Ege'nin heyecanı beni de sarıp sarmalamıştı. Geçmişten geleceğe uzanan bir yolu, çocukluk hatıralarımı...
İyi ki gelmişim ;çünkü  müzeye ilave Safranhan Binası eklenmişti.( Daha önce iki defa gelmiş
tim )
Çengel han Binası Ankara Kalesi'nde eski yıllarda yaptığım ziyaretlerde önünde köfteci bulunurdu. Arada bir binanın içine girer geçmiş yıllara giderdim...Beş yüzyıl süresince ayakta kalan bina aynı zamanda Vehbi Koç'un iş yaşantısına başladığı dükkana da ev sahipliği yapmış.
2003-2005 yılları arasında yenileme çalışmaları başlamış.
Safran han binası 1511 yılında yapılan tipik bir kervansaray .Sonra önemini yitirmiş .Ankara'da sof ticaretinin önemini yitirdikten sonra Osmanlı Devleti' nin son dönemleri ve cumhuriyetin ilk yıllarında cezaevi olarak kullanılmış.
Sof ;Bir çeşit serçe ince yünlü kumaş aynı zamanda ham ipekten yapılan astarlık kumaş.
Torunumun gözünden anlatacakken aynı zamanda ben de yeni kelime ve Ankara'nın geçmişini öğrenmiş oldum.
XV. ve XVI. yüzyıllarda Ankara tarım üretimini çevresinden sağlayan, buna karşılık özellikle sof üretiminde ihtisaslaşan ve gelişiminin çoğunu bu mamulün Doğu ve Batı pazarlarındaki satışından elde eden bir ticaret şehri görünümündedir. XV. yüzyılda Ankara’dan geçen ve şehrin Doğu ile ticaret ilişkilerinde önem arz eden iki yoldan birisi Bursa-Tebriz arasında uzanan ipek yolu; diğeri de Anadolu’yu çaprazlama kat eden Halep-Şam yoludur. Bunlara ek olarak Ankara - Antalya arasında da özellikle sof nakliyatı açından bir bağlantı bulunduğu ve sofların Antalya limanından İskenderiye yoluyla Arabistan’a sevk edildiği Antalya gümrük mukataasına ait defterlerdeki kayıtlarından anlaşılmaktadır. 
Gezimize ilk önce trenlerle başladık.Ardından çocukluğumuzun mesleklerini anlatan küçük biblolar vardı. Yoğurtçu,demirci,elma şekeri, saka vb.
Ege'nin en sevdiği bölüm uçaklar



                                   Torunum Ege'de bir enerji birde gelmişken kaleye çıkalım dedik.
                                                               Çamaşır makinası tahtadan
                               Uzaya bakmak yıldızları incelemek istiyor. Bu bölümü çok sevdi.
                                          Dayımın vardı. Çocukluğumuzda binmiştik.

Arabalar çok hoşuna gitti.

11 Nisan 2017 Salı

YOKSA BAHAR MI? GELDİ

                


                 Bazen bir kuş olur uzak diyarları keşfederim. Leylek olunca sıcak bir ülke ararım. Bazen bir kuğu olur salına salına süzülürüm


            Alırım başımı atıma atlar uzak diyarlardaki kırlara giderim.Dağlar benim meskenim olur.


      Baharı doyasıya içime çekmek ruhumla yaşamak   için bir kaplumbağa hızında olmak isterim. 

                                     Mor salkımların  kokusunu bir nefes gibi içime çekerim.


Ya da yavrularımı etrafıma toplar onlara dünyayı anlatırım. Kimim ,nereden geliyorum,nereye gidiyorum. Ne istiyorum. 


                                     Hayal kırıklığımı saklarım. Beklentilerimi en aza indiririm.

 Ege'de İzmir'in bir köyünde  papatya tarlasında papatya olarak dünyaya gelirim etrafıma şöyle bir bakınırım. Tohumum bazen bir saksıda ,bazen bir çorak tarlada, bazen bir evin bahçesinde olur.


 En güzeli de doğada keşfedilecek güzelliklerin var olduğunu bilmektir.Çimenler arasında başını uzatan bir anemon umudunu kaybetme der bana.

                                      
                                           Hala elma çiçek açmakta arı balını toplamaktadır.




                                         Bazende sevgiyle  bir köpeği okşamak sevmektir.