18 Ekim 2017 Çarşamba

15 Seyahat yolda olmak


Yolda olmak dünyanın değişik ülkelerini keşfetme merakı.Ya da ülkemizde gitmediğim yeni bir yerde olmak. gezgin olmak isterdim dağ bayır dolaşmak. Bir yerde uzun zaman kalmamak. Evim sadece sırt çantam olsaydı nasıl olurdu?
Farklı bir kültür, farklı bir yaşantı. yeni insanlar tanımak,birilerinin hayatına girip çıkmak.Farklı bir dil, farklı alışkanlıklar. Hiç durmadan dolaşmak.Bir başka kentte güne başlamak gün doğumunu fotoğraflamak. günü bitirmek gün batımını yakalamak.kentin sokaklarını dolaşmak. çok şey değil isteklerim. Zaten bu dünyada yolcu değil miyiz. Sürekli yolda olmak.
Şöyle bir Akdeniz'e uğrayayım. Yaz bitmeden güneşin sıcaklığını tenimde hissedeyim. Kışa enerjik gireyim. Sevdiğim dostları ziyaret edeyim.
Valiz hazırlandı.
Yola çıkma zamanı.

14 Keyif


Geçen zamanlardan gelecek zamanlara,
Zaman ne kadar hızlı geçiyor.
Dünden hatıralar yarın ki yaşantılara aktarılıyor.
Uzun zamandır görüşmek istediğim fotoğraf sanatçısı arkadaşımla sabah kahvaltısında buluştuk. Sohbetler eşliğinde yapılan kahvaltı. Gündemimizi fotoğraf ,blog dünyası, insan ilişkileriydi.
Öğleden sonra daha önceden sözleştiğimiz doksanlı yıllardan beri arkadaşlığımızın devam ettiği kızlarla buluşma. Kızlay'da Bonelli kafede buluştuk. Önünden geçmeme rağmen daha önce girmediğim bir yer. Geçmiş günleri yad etme, gelecek günler derken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım.
O arada saçımı yaptırdım. Boya zamanı yaklaşmıştı biraz bakır bir ton ilave ettirdim. Biraz koyu oldu ama zamanla açılır ve gözüm alışır.
Arkadaş sohbetlerinin yeri ayrıdır. Seyhan "insanın yakın çevresinde yüz elli kişiye kadar arkadaşlık edilebileceğini"söyledi.
Düşündüm "bu sayıya ulaştım mı?" diye. Akrabalar ve eşimin arkadaş çevresini dahil etsem bile  yaklaşık oluyor.
Dost sohbetleri, yeni mekanlar, keyifli geçen bir gün insanı mutlu ediyor.



17 Ekim 2017 Salı

13 Hoşgörü

     
     Sabahleyin dolmuşla Kızılay'a iniyorum. Valizi olan bir bayan dolmuşa bindi. Valizini dolmuşun ortasında yatar vaziyette bırakarak arkada boş olan yere geçti. Dolmuş çok kalabalık oldu. O valiz orada kaldı. İnsanlar rahatsız oldu. Kimse valize dokunmadı.
      Genç bir delikanlı telefonda konuşarak dolmuşa bindi. Neredeyse Kızılay' gelmek üzere Meclis'in orada konuşmasını bitirdi. Bütün dolmuş sohbetini dinledi. Kardeşim o kadar hoş görülü olmayalım. Valiz insanları rahatsız etmeyecek şekilde konur ve yanında bulunursun. Telefonla sohbet etmek istiyorsan git evinde yada bir başka yerde sohbet et.
      Geçenlerde bir arkadaşım sohbet konularını beğenmediği için bir sonraki buluşmaya gelmedi. "O zaman sen beğendiğin konuda sohbeti yönlendir."
     Önümde giden araçtan sürücü kağıt parçasını yola fırlatması vb.
      Bazı konularda hoşgörülü olamıyorum. İnsanları tanıyor, anlıyor ama hak veremiyorum.
      İnsanlara hep hem fiziksel hem de düşüncede mesafe bırakırım.
      Git gide daha kırılgan, hassas olduğumu düşünüyorum.
      Acaba neden?
      Yaşlı insanlar daha çok kızar, " Yaşlanmak bu mudur?"
       Alıngan olurlar, hoşgörüsü azalır.
       Ya da bir tartışma esnasında geçmiş olayı konunun içine katar.
      Geçmişe döndüğümde o zamanın şartları o yaşın tecrübesine göre değerlendiriyorum.
      Şimdi "o zaman keşke öyle davransaydım" demeye başladım.
     Ya da geçmişteki olayı yarına taşımak.
     Bir de dışarıdaki insanlarla ilişkimizde dikkat eder zamanında randevuya gitmek, konuşurken  kelimelere özen göstermek zorundayızdır.
       Bir davranışta  ya da iyilikte bulunsak on defa teşekkür ederiz.
      Yakın olduğumuz insanlarla aynı hassasiyet içinde bulunmayız.
        İşimize gelen konuda hoş görülü davranışta bulunuyoruz.
       Empati yapma yerine birikmiş öfkeler.
      Sevme yerine kızgınlıklar,
      Bizim gibi olmayanı dışlamalar,
       Farklı davranan insanların üzerine gitmeler,
       Bunun sonucunda şiddet,
        Kimse kimseyi sevmek zorunda değil.
        Sonuçta hepimiz insanız. Kızmak, öfkelenmek,çocukça davranmak (Bir insanın diğer insana küsmesi) zaman zaman olur.
       Birbirimiz anlamalı,saygı göstermeliyiz.


16 Ekim 2017 Pazartesi

12 Aramak


Hafta sonu Kızılay'a inmiştim.
Kentin kalabalığı içine daldım.
Kimi kadın, kimi erkek, bazısı yaşlı, bazısı genç
Dün sıradan olmak istedim ne yaşlı ne genç.
Kalabalıklar içinde bir hiç miydim?
Kalabalıklar içinde amaçsız, sıradan olmak,
Dün şehrin merkezindeydim
Yavaş yavaş değişen Ankara Bulvarı
Bir yandan gençler oturmuş yerlere
Kim bilir yapamadıkları mesleklerini belki sokakta icra ediyor
Ya da aç kalmış bir müzisyen
Belki aşık bir genç
Kalabalıklar içinde duyduğum ses
Güzel bir ezgi yankılandı kulaklarımda
Sevdiğim bir melodi.
 Kalabalığın içinden aldı beni uzaklara götürdü.
 Değişen ben miydim?
 Değişen  sokaklar mı?
 Zamanın bir yerinde
Kendimle baş başa kalmak istedim.
Sığınabileceğim bir mekan bir yer aradım.
Kendimden kaçmak isterken bir ses
Yavaşla ve sakinleş
Aradığın hem çok uzak hem yakın
 Belki bir fotoğrafın ardında, belki satır arasında
Zihnimin içindeki ses yankı yaptı
Neydi aradığın?





15 Ekim 2017 Pazar

11 Yaşanılır bir dünya için sanat

     
     
       Dışarıda gri bir gökyüzü güneş bulutlardan fırsat bulursa bizi aydınlatıp ısıtacak.
       Kasımpatlar (krizantem)  yavaş yavaş açmaya başladı. Sonbaharın renkleri ağaçlara, bitkilere yansımaya başladı. Doğanın renk cümbüşüne hayran kalmamak mümkün değil.
        Diyet biraz yavaş gidiyor. Safranbolu'da sıcak simit bazlama, lokum...diyet unutuldu.
       Sabah yürüyüşlerini aksatmadan yapayım, yazıdan sonra "doğanın davetini kırmayayım" dedim kendimi doğaya attım.
       Yazacaklarımı zihnimde toparlamak istedim.
       Dün Ankara Tiyatro Festival'in  tiyatro oyunları  seçimleri yapıldı. Söyleşi, konferans bölümünde Danışma Kurulu üyeleri "konferans konusunda hangi konuyu seçelim"i konuşurken  notlar aldım.
       "Tiyatronun yerini televizyon, internet, spor,  (futbol, basketbol, voleybol vb diğer spor dalları) aldı. Günümüzde kültürün yerinde  spor sanayisi var; harcanan paralar, seyirci, gündem açısından bakmak gerekir.Toplumdaki bireylerin çoğunluğu futbolun  peşinde.
       " Sadece ülkemize özgü değil dünyada da böyle onların bizden farkı sanatı destekliyorlar. Yirmi birinci yy da boş zamanı değerlendirmek açısından baktığımızda karşılaştığımız tablo pek farklı değil."
         "Devlet politikaları, sektörü belirliyor. Kültür politikaları sanatı yok ediyor. Çok kültürlülük ve sanat" bu konular başlığında konuşuldu.
        Zaman zaman benzer durumları kendimde gözlemlediğimde ben neredeyim? sorusunu kendime sorarım.
        Gün yada hafta içinde sanatsal faaliyetleri takip etme, izleme konusunda neler yapıyorum?
        Planlamaya alıyorum ama uygulayamıyorum.
        Haftada bir tiyatro, sergi ,on beşte günde bir sinema.
        Kitaplıktan eski kitapları çıkarıp gözden geçirip tekrar okuma.
       Yeni kitap alma.
       Yazmak yetmiyor, uygulamaya bakmak gerek.



                                       Kaybolan mesleklerden biri yemeni terlik ayakkabı

14 Ekim 2017 Cumartesi

10 Koşuşturmaca

     
                                                                    Hatmi çiçeği
Yazmaya ancak vakit bulabildim. Bir gün önceki Safranbolu' gezinin yorgunluğunu atamadan yeni koşuşturmaca.
       Bazı günler okula giderken yeşil ışıkta geçerken koşardım. Acaba "kaç yaşına kadar böyle koşturmak olacak" diye zihnimden geçiririm. Şimdide yeşil ışıkta koşturuyorum. Ama aynı hızda değil."Işığın sonuna doğru koşturuyorum. Işık bitmeden karşıya geçeyim."diye
       Yaşamın koşturması daha farklı "yapmak istediğim durumlarda yetiştirmek için. Ya da başka bir iş için vakit kalsın" diye.
        Sabahları eğer uykumu almışsam erken kalkmayı seviyorum. Son zamanlarda hala uyku sorunum bitmedi. Deliksiz uyumayı ve uykudan dinlenerek kalkmayı özlüyorum. Az kaldı. Sabah enerjim fazla olduğu için yapmak istediklerim ancak yetişiyor. Akşam üstü beşe doğru pilim bitiyor. Bir makina olsa o saatlerde bedenimi,zihnimi şarz etsem.
       Dün sabahleyin bizim emektar ocak çakmak işlerini yapmama kararı aldı. Sevgili eşim "tamir ettirelim" dedi. Dikmen'den uzun yıllardır tanıdığımız tamirci Mustafa bey ocak ile uğraşırken ben de balkondaki çiçekleri düzenleme kararı aldım. Fazla olanları üst kata terasa taşıyıp "hem boş alan hem de estetik görünüm kazansın" dedim. Havalar soğuk balkon kuzeye bakmasına rağmen hala kahvaltıyı balkonda yapıyoruz. İçeri girmek istemiyorum. Ancak sabah ayazı balkonu ısıtma bakalım ne kadar sürecek?
       O arada bir gün evden uzaklaşınca aksayan işler evin her gün yapılması gereken olağan işleri derken saat üçü bulmuş. "Akşam torun gelecek" diye daha özenli yapılan temizlik."Süt bitmiş aman torun içer süt, alışveriş, torunu kreşten alma saati.
        Evi topladım ya torun evi dağıtmakta üstüne yok. Dolapların içi boşaltıyor. "hım diyorum oraları toplanıp eleme yapılmalı." Deniz eskiye nazaran daha uslu canı sıkılınca bazen  elindekileri fırlatıyor. aslında bana mesaj "annane sıkıldım benle ilgilen." Mesaj alındı onu oyalayacak bir şeyler bulmalı. Benle ilgilen ütü yapma,yemek yapma, evi toplama. gel yanımda otur. Neyse ki gece onda uykuya daldı bende dinlendim.Biraz gezi fotoğraflarına baktım. Onları ayıklamaya vakit bulamadım. Kızım Zehra "eğer planlamayı iyi yaparsan ekstra işler çıkmazsa zamanı iyi kullanırsın" diyerek kendime not düşüyorum.
     

13 Ekim 2017 Cuma

9 Safranbolu

       
        Şehir seni çağırır "gel hasret giderelim özledim seni, ben buradayım bir yıldır görmedin, yemeni çarşısında kahve içmedin, güzel evlerin sokak aralarında  dolaşmadın"
        "Sabah serinliğinde amaçsız evlere bakmadın, kaldırımları aşındırmadın."
        "Sonbaharın güzel, sıcak, ılık havasını yaşamadın."
        "Fırından yeni çıkan sıcak simidimi yemedin, kendinden kaçıp bana sığınmadın, 
derdini bana anlatmadın." 
         "Ben eskiyorum, değişiyorum, değişirken bazen çirkinleşiyorum, yaşlanıyorum" 
       "Bu değişimi yaşarken sen yoksun ben tek başınayım.  Gelen, giden. ziyaretçim çok."
        "Sen görüyorsun, belgeliyorsun, yazıyorsun."
        Beni çağıran şehire "tamam geliyorum" dedim.
        Sabah serinliğinde Safranbolu'dayız. 
        Yarım saate yakın amaçsız ,yavaş adımlarla sakin, telaşsız dolaştım. 
        Yemeni çarşısını aradım,
        Mavi sandalyelerde oturdum.
        Sabah kahvesini yudumlarken şehrin havasını içime çektim.
        Evlerin mimari yapısı, kapıları, ruhuma iyi geldi.
        Sıcak simit ellerimi yakarken çarşının açılmasını bekledim. Bir yandan fotoğraf çekmeye başladım.  Gülten Hanım'ın  verdiği ipuçlarını değerlendirdim.
         Mencilis diğer adıyla Bulak Mağara'sında yaşamı, insanı,kendimi sorguladım. Mağaradaki sarkıtların güzelliği karşısında zaman ve mekan kavramı yer değiştirdi. Yerin hafif kaygan oluşu, (halı döşemelerine rağmen)  dikkatli olmanın önemli olduğunu fark ettim.
         Kendimle baş başa kaldım.
          Derinlerde bir delikanlı kız arkadaşına "sevgilim" derken mağaranın içinde içimi bir sıcaklık kapladı.           
        Arkadaşlarımın arada sırada bana seslenmeleri yalnız olmadığımı hatırlattı.
         Fotoğraf çekerken otomatikte değilde ayar yaparak fotoğraf çekmek,  küçük grubun  sıcaklığı  samimiyeti güzeldi.
        Günün özeti; fotoğraf grubuyla buluşmak, hasret gidermek, fotoğrafçı gözüyle Safranbolu'yu gezmek, yeni bir yer görmek, Sezer Hanım'ın önerisi olan restoranda sıcak pide, paylaşılan yemekler, dost sohbeti yaşama farklı pencereden bakmak ne güzel!